7 Haziran 2015 Pazar

2015 Giro d'Italia'dan Akılda Kalan 5 Olay


2015 Giro d'Italia, geçtiğimiz hafta pazar günü sona erdi. Pembe Mayo'yu Alberto Contador'un kazandığı yarış, son dönemlerin en ilginç, en yıpratıcı ve en olaylı bisiklet yarışlarından oldu. İşte, herkese göre değişebilecek, Giro d'Italia'dan hatırda kalan 5 olay:

1- Alberto Contador'un Kazası (6. Etap)

Senenin en iddialı bisikletçisi, Giro-Tour dublesi peşindeki Alberto Contador'un (Tinkoff-Saxo), Montecatini Terme-Castiglione Della Pescaia arasındaki 6. Etap'ta yaptığı kaza, Giro'nun ilk haftasına damga vuran olaylardan biriydi. Yarışın son 300 m.si içerisinde, fotoğraf çekmek için yola fazlasıyla eğilen bir seyircinin, Daniele Colli'yi (Nippo Vini-Fantini) düşürmesiyle başlayan kaza, yolun ters tarafına da dalgalar halinde ulaştı ve Pembe Mayo'yu giyen Contador'un da düşmesine sebep oldu. Kaza sonrası Colli'nin kolu kırılırken Contador'un durumu podyumda ortaya çıktı. Contador Pembe Mayo'yu giyemeyip eline aldı ve seyircilere doğru sallamakla yetindi. Bir anda tüm dikkatler bu ana çevrildi. Zira, yarışın en büyük favorisi, geçtiğimiz sene Tour'da olduğu gibi yarış dışı kalabilirdi. Akşam saatlerinde ise kazada Contador'un omzunun çıktığı haberi geldi. Contador yarışmaya devam etti ve dinlenme gününe kazasız belasız ulaşmayı bildi. Omuz çıkığı haberi de omzunun yerinden oynadığı şeklinde düzeltildi. 


2- Richie Porte'a Verilen 2 dk. Cezası (10. Etap)

Yarışın Contador'dan sonraki en iddialı ismi Richie Porte'un (Sky), dinlenme gününün hemen ertesindeki 10. Etap'ta yaşadığı olay, belki de Giro'nun en çok konuşulan olayıydı. Yarışın son km.lerine girilirken Porte'un ön lastiği patladı. Porte'un anlatımıyla, Sky bisikletçileri döner kavşağın öbür yanından geçerken, Porte bu durumla karşılaştı. Yanında hiçbir Sky bisikletçisi olmayan Porte'un imdadına ise vatandaşı Simon Clarke (Orica Greenedge) yetişti. Kendi ön lastiğini Porte'a veren Clarke, Avustralya dayanışması gösterirken Porte'un da zaman kaybetmesini önlemeye çalışıyordu. 

Simon Clarke, Richie Porte'a ön lastiğini verirken (Tim de Waele/TDWSport.com)
Nitekim, Orica'nın diğer bisikletçileri de Sky ile birlikte Porte'un zaman kaybını minimuma indirmek için yardım ettiler. Porte, günün sonunda 47 sn. kaybederken, akşam olacaklardan da habersizdi. Bisiklet dünyasında centilmenlik, sportmenlik olarak değerlendirilen olay, UCI kural kitabında ceza gerektiren bir durumdu ve nitekim hakemler de hem Porte hem de Clarke'a 2 dk. ceza verdiler. Neticede Porte genel klasmanda bir anda kendini ilk 10'un dışında buldu. Bu ceza fazlasıyla tartışıldı, benzer durumlarda başka bisikletçilere uygulanmadığı konuşuldu, hatta bir çok kuralın ihlal edilmesine rağmen ceza dahi verilmediği iddia edildi. Nitekim, ertesi gün Contador'un bisiklet hareket halindeyken kaskını değiştirmesinin kural kitabının bir başka maddesini ihlal ettiği, Contador'un diskalifiye edilmesi gerektiği dillendirildi. Neticede, genel klasmanda bir hayli geriye düşen Porte, önce zamana karşı koşulan 14. Etap'ta, ertesi gün de Madonna di Campiglio'da biten 15.
Etap
'ta zaman kaybederek yarışı bıraktı.

3- Mortirolo'da Contador'un Dansı (16. Etap)

2. Dinlenme gününün hemen ertesinde, ünlü Mortirolo Zirvesi'nin geçileceği 16. etap, belki de Giro'nun en dikkat çekici etabı oldu. Mortirolo'dan sonra Aprica'da bitecek olan etapta, Contador'un yaşadığı mekanik problem, Astana ve Katusha'nın atağa kalkmasını getirdi. Bir anda fark açılırken, Contador, Mortirolo öncesi düzlükte, adete takım zamana karşı yarışındaymışçasına tüm Tinkoff-Saxo ekibini kullanarak, tırmanış başlangıcına varmaya çalıştı. Bundan sonrası ise 45 dk.lık bir Contador resitaliydi (Videosu da aşağıda hizmetinizdedir). Tırmanışa başlarken Aru (Astana) ve Landa (Astana), takım arkadaşlarından ayrı, tek başına kalan Contador'un yaklaşık 1 dk. önündelerdi. Kruijswijk'in (Lotto-Jumbo NL) de dahil olduğu bu gruba Contador, arada kalan bisikletçileri de kullanarak adım adım yaklaştı. Henüz daha zirveye varmadan, Aru-Landa-Kruijswijk'ten oluşan 3lüyü yakalayan Contador, kısa bir dinlenmeden sonra atağa da kalktı ve Aru bu gruptan düştü. Mortirolo inişinde ve sonrasındaki Aprica tırmanışında Landa ve Kruijswijk ile kalan Contador, Landa'nın son km.lerdeki atağına cevap vermedi. Etap ve genel klasman 2.liği Landa'ya giderken, Contador Pembe Mayo'sunu korudu ve "Astana'da lider kim?" sorusunu da tedavüle soktu. Son zamanların en güzel Büyük Tur etabı olarak değerlendirilen etabı tekrar tekrar seyretmekten ve Contador'u izlemekten keyif almamak mümkün değil.

Contador'un Mortirolo Resitali

4- Astana'nın Takım Performansı

Astana, Giro'nun hemen öncesinde UCI'dan gelecek olan lisansın iptaliyle ilgili kararı bekliyordu. Geçtiğimiz yıldan bu yana takım içindeki doping kültürü nedeniyle ciddi anlamda eleştirilen ve 2015 lisansı geçici olarak verilen takım, UCI'ın lisansın iptali istemiyle yaptığı başvurular nedeniyle zor günler geçiriyordu. Ancak, Giro'nun hemen öncesinde lisansın devam edeceğine karar verilmesi takımı bir ölçüde de rahatlattı. Giro'ya Fabio Aru'ya Pembe Mayo'yu kazandırmak için gelen Astana, ayrıca Tour öncesinde Vincenzo Nibali'nin işini kolaylaştırmak ve Contador'un Giro'da bir hayli yorgun ayrılmasını sağlamayı amaçladı. Kısmen de bunda başarılı oldu. Yarışın daha ilk haftasında Movistar ile birlikte pelotonu çeken takım olarak öne çıktılar. Özellikle yokuşlarda uyguladıkları yüksek tempo, pelotonun çok çabuk dağılmasına; Contador'un çok çabuk yalnız kalmasına ve bisikletçilerin daha 1. hafta dolmadan yorgunluktan şikayet etmelerine neden oldu. Öyle ki, Michael Rogers (Tinkoff-Saxo), "Kariyeri boyunca bu kadar zor bir Büyük Tur'da yarışmadığını" söylerken, bazı bisikletçiler de 1. haftanın ortasında, 2. haftanın sonundaymış gibi yorgun olduklarını ifade ettiler. Astana'nın yüksek temposu 2. ve 3. hafta boyunca da devam etti ve her seferinde Contador'u yalnız bırakmayı başardılar. Ancak, bu durum Contador'un Pembe Mayo'yu kazanmasına engel olamadı. Astana 5 etap, genel klasman 2. ve 3.lüğü ile takım halinde 1.liği kazanırken, ilk 20'ye 4, ilk 30'a 6 bisikletçisini sokmayı başardı. Bu yüksek performansın doğal olup olmadığını ise zaman içerisinde göreceğiz.

5- Zamanımızın En Büyük Bisikletçisi: Contador

Hiç şüphe yok ki, bu tanımlamayı Contador sonuna kadar hak ediyor. 2012 yılındaki doping cezası dönüşünden bu yana Contador, 2 Vuelta ve 1 Giro almayı başardı. Bu Büyük Tur şampiyonluklarının hepsinin de bir hikayesi olması Contador'u daha da dikkat çekici bir duruma yerleştiriyor. 2012'de doping cezası biter bitmez kazandığı Vuelta, 2014 Tour'un 10. etabında kırık bacakla yarıştığı 80 km. sonrası yarıştan ayrılması ve kırık bacağının muazzam bir hızda iyileşmesiyle kazandığı Vuelta ve 2015'te yarış içinde omuz sakatlığı ve mekanik sorunlar yaşamasına rağmen kusursuz bir şekilde yarışması ve kazandığı Giro. 2012 öncesinde de kazandıklarıyla beraber baktığımızda, bisikletin son 10 yılına damgasını vurmuş büyük bir şampiyondan bahsediyoruz. En zayıf düştüğü anda bile kalkmasını bilen, yarış azminden hiçbir şey kaybetmeyen, 2012 Vuelta'daki 17. etapta ve 2015 Giro'daki 16. etapta izleyenlere ve bisikletçilere "bisiklet yarışı nasıl kazanılır?" konusunda adeta ders veren bir Contador'dan bahsediyoruz. 1998'de Pantani'den bu yana kimsenin başaramadığı Giro-Tour dublesini yapmaya en yakın isim olarak da Contador'u görüyoruz. Tabi ki, temiz olduğunu ve 2012 öncesindeki hatalarını tekrarlamadığını varsayarak. 

Giro'dan özetle aklımda kalan 5 olay böyle. Belki bu listeye itiraz edenler çıkabilir, yeni eklemeler de yapılabilir. Mesela, Landa'nın Contador-Valverde-Rodriguez sonrası yeni İspanyol genel klasman adayı olarak ortaya çıkması; Colle Della Finestre'de Contador'un gösterdiği zayıflık; Astana'da takım içi emirlerin belki de bir Giro şampiyonluğuna mal olması; Sky'da Porte'un daimi şanssızlığı; Orica-Greenedge'in PEmbe Mayo'yu takım olarak paylaşması vb. bir çok olay sıralanabilir. Sonuçta bu da bir kişisel listedir ve elbette ki eksikler olacaktır. 

Darısı diğer Büyük Turların başına. 

20 Mayıs 2015 Çarşamba

108 km. ve sınırlar

Bisiklet üzerinde 108 km.

Daha öncesinde 100 km.yi aşmışlığım vardı. Ancak uzun bir aranın ardından, Eylül 2014'ten sonra ilk defa bu kadar uzun mesafeyi deneyecektim. Aynen Eylül ayında olduğu gibi Strava'nın Mayıs Gran Fondosu bir vesile oldu. 19 Mayıs tatili de aradığım fırsatı bana sundu. Hem hafta sonunun piknikçi yoğunluğundan kaçabilecektim, hem de iş günlerinin trafik keşmekeşinden. Biraz da erken çıkarsam ulaşmak istediğim mesafeyi kolaylıkla alacağımı düşündüm. Tek sorun vardı. "Nereye?"

Önümde Eylül'den tecrübeli olduğum dümdüz bir Tuzla yolu vardı. Biliyorum ki Kadıköy'e geçtikten sonra 40 gidiş, 40 dönüş, toplam 80 km. Elde kaldı 20. Acaba Avrupa Yakası'na geri dönüp kalan 20 km.'yi Tarihi Yarımada etrafında 2 tur şeklinde mi tamamlasam? Yoksa Tuzla dönüşü rotadan sapıp Aydos Ormanı rotasını mı denesem? En heyecan veren seçenek ise il sınırını da aşıp Eskihisar'a gidip dönmek. Heyecanlı, çünkü bisikletimi başka bir şehirde hiç sürmemişim, başka bir şehre gitmemişim. Neticede, Avrupa Yakası'nda bir daha trafik keşmekeşinde 20 km. yol daha yapmamak, Aydos Ormanı'nda 70 km.lik yorgunluğun üstüne yokuş çıkmamak için bu heyecanlı seçeneği tecrübe etmeye karar verdim.

Sabah 8.30 civarında evden çıkabildim. 9 vapuruyla Kadıköy'e geçip, uzun yolculuğuma başladım. Moda'nın ara sokaklarından temkinli bir şekilde geçtikten sonra Sahilyolu'na bağlanacak caddeyi buldum. Hiç durmadan 40 km. pedal basarak Tuzla'ya geldiğimde saat 11'e gelmek üzereydi. Ufak bir dinlenme ve su molasından sonra, Eskihisar'a doğru devam ettim. Tuzla Piyade Okulu'nu geçince D100 karayoluna çıktım. D100'de trafiğin hızlı aktığı, ancak emniyet şeridinin de geniş olduğu yerlerde bisiklet sürmek gerçekten çok rahat. Bir çok kişinin bunu tehlikeli bulacağını sanıyorum. Ancak, bir aracın bisikletlinin yanından güvenli geçiş mesafesi olan 1,5 m.nin korunabildiği nadir yollardan biriydi.

Piyade Okulu'nun arazisini bitirip yokuş aşağı inmeye başlayınca o tabelayı gördüm:

İstanbul-Kocaeli İl Sınırı

Bu tabelayı geçtikten hemen sonra yanyola girdim ve Eskihisar tabelasıyla birlikte yokuş aşağı inişim de başladı. Bilen bilir, Eskihisar Feribot İskelesi'ne inen yol geniş ve akıcı bir asfalta sahiptir. Muhtemelen birkaç dakika içinde o yol da bitti. Feribot İskelesi'ne girmeden sola Eskihisar Mahallesi'ne döndüm. Nihayet hedefe ulaşmıştım. Strava 55 km.yi gösteriyordu.

Eskihisar, hep yanında geçip gittiğimiz ama hiç gezip görmediğimiz bir yer. Güzel bir sahil şeridi, kıyı düzenlemesi var. Güneyin sayfiye yerlerinden bir farkı yok. Hemen yanı başındaki feribot iskelesindeki telaşa inat bir sükunet adası adeta.

Kısa bir mola verip, yakıt ikmali yaptıktan sonra, geri dönüş yoluna da hemen başladım, zira artık saat 1'e gelmekteydi. Giro d'Italia'nın 10. etabını canlı seyredebilmek için önümde 55 km. yol, bir vapur yolculuğu ve Avrupa Yakası'nda kısa bir yokuş vardı. Sabahtan beri sarf ettiğim eforun sonucu olarak daha yavaş bir 55 km. oldu dönüş yolu. Sadece Pendik İskelesi'nde 10 dk.lık bir dinlenme ile Bostancı'ya vardım ve asıl çile başladı. Bağdat Caddesi trafiği, sabahtan beri sarf ettiğim onlarca km.den daha fazla yordu. Zira, trafikte sizi umursamayan, görmezden gelen yüzlerce araç ve yaya ile başa çıkmak, kilometrelerce bisiklet sürmekten daha zor. Neticede Kadıköy'e gelip vapura bindiğimde saat 15.30'u gösteriyordu. Kadıköy-Eminönü vapur yolculuğundan bu kadar keyif aldığım bir başka zaman hatırlamıyorum. Hem hedefe ulaşmanın verdiği mutluluk, hem de güzel bir havada deniz yolculuğu bu keyfi katmerledi. Eve geldiğim gibi seyretmeye başladığım Giro etabı da uzun ve yorucu bir günün adeta pastası vazifesi gördü.

Strava kaydı da hizmetinizdedir:



Aslında bu kadar uzun uzadıya yazmaya gerek yoktu. Zira kat ettiğim mesafe bir çok amatör bisikletseverin yaptığı kilometrelerin yanında çok az. Şehirlerarası tura giden bir çok kişi zaten bir günde bunun 2 katı mesafeleri gidiyorlar. Ancak bu benim için "sınır"ların yıkıldığı bir tur oldu.

Birinci olarak 100 km. psikolojik sınırını aşmak. 8 ay aradan sonra 100 km.yi denemek ve başarmak, aradan geçen onca zamana rağmen kondisyon açısından iyi durumda olduğunu görmek benim için önemliydi.

İkinci olarak ise farklı şehirleri birbirinden ayıran o hayali sınır çizgisini aşmak. Kocaeli İl Sınırı tabelasını gördüğüm anda hissettiklerimi kelimelerle ifade etmem zor olur. Bu sınırı aşmanın gelecekteki şehirlerarası turlarım için bir engeli ortadan kaldırmak anlamına geldiğine inanıyorum.

Mayıs ayı çıkmadan aşmam gereken bir sınır daha var. Strava sağ olsun, Giro d'Italia'da bu sene kat edilecek toplam dikey mesafe olan 6000 m. için bir hedef koydu. Önümüzdeki 11 günde daha çıkılacak 4500 m. var. Belgrat Ormanları, Rumeli Feneri, Polonezköy ve Şile yolları bizi bekler.

13 Eylül 2013 Cuma

Merhaba!


Bir süredir bir blog oluşturma fikri kafamın içinde dönüp duruyordu. Hatta bu sebeple daha önce açtığım ancak hiç yazmaya cesaret edemediğim bir başka blog da mevcut. En son bu akşam Üsküdar - Eminönü Vapuru'ndan indiğimde, bir yandan İspanya Bisiklet Turu'nda (La Vuelta) halen genel klasman lideri olan ve kırmızı mayoyu bugün kendinden 14 yaş küçük Vincenzo Nibali (28)'den devralan Chris Horner (42)'ı düşünürken, bir yandan da "blog oluştursam da bunları yazsam" düşüncesi tekrar gelip zihnime yerleşti. Bir anda aydınlandım. Kafamın içinde bir şimşek çaktı ve sonuç: 


"Of Bike and Men"


"Evet, bu sefer oldu, bloga doğru düzgün bir isim koydum galiba" dedim. Hatta içeriğinde ne anlatacağıma, ne yazacağıma kafa yormaktansa doğru isme kafa yormak gibi, kimilerine saçma gelecek bir düşünce silsilesi oluşturmuştum. "Of Bike and Men"in alındığına, bir kişinin mutlaka çıkıp bu ismi sahiplendiğine inanıyordum. Ama, baktım ki boşta. Sonuçta bu blog doğdu.

Şimdi, bu blog doğdu, bundan sonra içini de doldururuz elbette. Peki, bu blog bir bisiklet blogu mudur? Zinhar, buna evet demek mümkün değil. Bu "bisiklet ve insanlar" blogu. Dolayısıyla bisikletin de içinde olduğu, ama asıl o bisikletin sahibinin/sahiplerinin hayat(lar)ını ve o bisiklete sahip olamayanları anlatan bir blog. Yani bisiklet ve her şey de denilebilir. 

Hadi hayırlısı...